5 Temmuz 2019 Cuma

POLİTİKA: İmamoğlu'nun vücut dili


Ekrem İmamoğlu, sıradan bir TC vatandaşı olan bende hangi ilk izlenimi bıraktı?

Daha ilk gördüğüm anda, İmamoğlu için hissettiğin duygu hayal kırıklığıydı. Çünkü gülücüğünü;  yerleştirilmiş (zamanla eğitimle elde edinilmiş), yani sahte, yani yapmacık bulmuştum ki genelde bu ilk izlenimlerim hep doğru çıkmıştır. Ancak şöyle ifade ediyorum, gördüğüm en güzel, anlaşılması en zor, gerçekten iyi çalışılmış bir ifade bu ifade.


Böyle olunca maalesef kendime kızıyorum ama yapacak bir şey yok. Yine aynı şeyler olacak diyorum içimden. Ben diyeceğim ki herkese "Yüzünü sahte bir gülümseme yerleştiren insan, herkesi kandırıyordur. Aman ha bu adamın da yüzünde bu yapmacık gülüş var".

Ve bütün sosyal demokrat arkadaşlarım başlayacak bana saydırmaya. "Sen de kimseyi beğenmiyorsun, sen kendine bak bla bla bla ....".

Evet, ilk gördüğüm anda dedim ki bu adam yüzüne bir maske koymuş, gerçek İmamoğlu arkada bir yerde. Belki de o saklanan güzel bir kişiliktir, belki de politikacı olunca sürekli gazeteciler, onlar bunlar nedeniyle mecburdur yüzüne o maskeyi geçirmeye diye safça olduğunu bildiğim tavrı takınarak izlemeye başladım İmamoğlu'nu. 

Ama içten içe de biliyorum, bir adam özü neyse yüzü de odur. Saklayacak "kötü" bir şeyi olmayan yüzüne maske takmaz. Nereden biliyorum işte, Erdal İnönü'den biliyorum mesela. Ankara'da alışveriş merkezinde karşılaşırdınız. Eşiyle çocuğuyla konuşurken neyse, vatandaşa da öyledir. Mutluyken de öyledir, mutsuzken de öyledir. Çevremde tanıdığım 7 düvel insandan biliyorum. 

Sonra bir bir asıl İmamaoğlu'nu gösteren olaylar vuku buldu. Kronolojiyi hatırlamıyorum, ama havaalanından başlayalım. 

Olayın birkaç ayrı yönü var. Görülen olay Vali için "itlik yapıyor" demesi, ardından basitlik dedim diyerek "yalan" söylemesi idi. Sonra görüntüler ortaya çıkınca bu sefer yalanı sıvadı ve "montajdır montaj" dedi (veya dedirttirdi). Yalanın üstüne yalan. Yüzündeki sahte insancıl gülümseme gibi. Hem de o kadar kolayca söyledi ki bu yalanı, ortaya çıkması o kadar muhtemel bir yalanı hem de o kadar kolayca söyledi ki kişiliğindeki bir esintiyi daha görmüş olduk. Kibir seviyesinde yüksek özgüven. Kendini ulaşılamaz ve her şeyin üstünde gören bir özgüven. Halkın bile üstünde.
Öyle ki yalanları ortaya çıkınca çıkıp bir özür bile dilemedi. "O heyecanla yanlışlıkla ağzımdan kaçmış" diyemedi. Halkından özür dileyemedi. Çünkü yalanın yanında bir kötü duygusu daha vardı; kibir.

Olayın diğer bir boyutu ise; İmamoğlu bir VIP krizini yönetemez, dellenir, sağa sola saldırır, kendini kontrol edemezken koskoca İstanbul'u nasıl yönetecek sorusudur.  Aklımdan bu soru geçiyor işte, elimde değil sormak zorundayım. Normalde oraya Karadenizli bir ablamı veya abimi aynı durumda bıraksaydınız. Oradan gülümseyerek çıkardı. Yetmez bir de herkesi de gülmekten yere yatırırdı. Bu arada bu olayın asıl yaratıcısı olan hükümete de etmediği lafı bırakmazdı. Ama hiç kimse irrite olmazdı. Diyorum ya, Karadeniz'de sokakta kime rastlarsanız alın götürün deneyin. Koskoca İmamoğlu kıytırık bir salona giremediği için dellendi de dellendi. Neden biliyor musunuz? İşte o kibir var ya o yüzden. Gururu incindi. Her şeyden ve herkesten üstün olduğunu zannettiği için gururu incindi. Koskoca Belediye Başkanı adayı, koskoca Atatürk'ün veliahtı gösterilen adam -kim gösterdiyse-, geleceğin cumhurbaşkanı. Halbuki, haberi alır almaz; "Eyvallah Vali Bey, biz halkın içinde büyüdük, halkımla çıkar VIP olmayan alanda beklerim. Hatta teşekkür ederim, bana nereye ait olduğumu hatırlattığınız için. Aslında VIP de neymiş, bir daha da asla girmem ...." desene. Peşinden "Hızır Paşa göndermesi" yapsana. Ve bunları yaparken gülümsesene. 
İmamoğlu, tamam yalan var anladık, kibir de var onu da anladık ama nerede o politikacıların kıvrak zekâsı. Aman ha zekânızdan bir şüphem yok ama kibir öyle bir şeydir ki insanın yeteneklerini köreltir. 

Olayın başka bir boyutu da kimsenin takılmadığı ama benim çok takıldığım ve bu yazıyı bu kadar "ağır" yazmamın asıl sebebi olan 2 harflik kelime ve onun söylenme biçimidir. 
linkinin hemen birinci saniyesinde kapıya yaklaşan İmamoğlu oradaki her kimse; görevli, kendi çalışanlarından, arkadaşı o veya bu; ona bir "aç" deyişi var ki mutlaka izleyin. Defalarca izleyin. Neden İmamoğlu'na gülümsemesi sahte, neden kibirli dediğimi çok çok net anlarsınız. Ben yalnızca yazık diyorum. Gerçek yüzünü tam da o an ne kadar net göstermiş. Emir kipi ve ses tonu tipik otokrasi göstergeleri. Şiddet eğilimi her halinden belli. Üstelik oradaki o kişi muhtemelen sıradan bir insancık. Hiçbir şeyden sorumlu olamayan, halktan bir arkadaşım.

Sevgili TC vatandaşları, seçtiğiniz insanları o veya bu aday gösterdi diye daha hiç tanımadan çeşitli yaftalar yakıştırmak yerine olan biteni biraz takip ediniz yahu. İmamoğlu İstanbul'u yönetmeye layık bir insan değil işte (2. seçimi de kazandı, halkın teveccühü ama doğru doğrudur, eğrilmez).  Önüne çıkan engelleri hoşgörü ve güzel konuşma ile çözebilen bir adam değil. Ezip geçmeye meyletmiş, kendi çıkarları dışında kimseyi umursamayan bir arkadaş. O kadar belli ki. Yok efendim ağır tahrik varmış falan filan. Olur mu böyle şey, kıytırık bir VIP salonuna girememek insanın bu kadar onuruna dokunur mu? Yazık, vallahi çok yazık. İmamoğlu için demiyorum, onu daha tanımadan Atatürk'le karşılaştırma cüretini gösteren sosyal demokrat arkadaşlarım için diyorum. Ki bence onlar da sosyal demokrat falan değiller. Tanıdığım bütün sosyal demokratlar (%99) aslında kapitalist. 

VIP olayı dışında, İmamoğlu'nun, ilk adı ortaya atıldığında "işte geleceğin Atatürk'ü diye" sosyal medya da bir anda 10000 lerce mesaj dolandı ortalıkta. Sevgili dostlar, eğer sosyal medyada bir anda böylesi bir tuhaf, yoğun bir manipülasyon denemesi varsa bu mutlaka CIA'in sosyal mühendislik timlerinin denemesidir. Söylemedi demeyin. Yakında çıkar ortaya kokusu.

Zaten bir insan hem sosyal demokrat, hem muhafazakâr, hem Atatürkçü, hem halkın yanında, hem zengin (VIP den çıkmak istemeyen bir zengin), hem açılım taraftarı, hem şehit taraftarı, her şey bir arada nasıl olur? Olmaz efendiler. İnsan bir şey olur, diğerlerine saygı duyar. Ben her şeyim diyen yalan söylüyordur. Öğrendik artık ama değil mi? İmamoğlu zaten yalan söylüyor.


turgut özal ile ilgili görsel sonucuBen İmamoğlu’nu Özal'a çok benzetiyorum. Yapı aynı, kurgu aynı, model aynı.

Türkiye'nin yeni Özal'ı hayırlı olsun.

Ülkeme hayırlı olmayacağı kesin de işte kendisini sosyal demokrat zanneden arkadaşlarım için diyorum hayırlı olsun diye.

Seviyorum o arkadaşlarımı ancak kendilerini hem toplumun üstünde görüp, hem de şu sosyal mühendislik oyunlarına en çok kanan da onlar. CHP'yi de bu zihniyet işgal etti zaten. CHP halkın partisi olmak yerine, burjuvanın partisi oldu. Bugün kendisine sosyal demokrat diyenler de aslında burjuvanın ta kendisidir. Aralarında pek az gerçek halkçı vardır tabi ama onların da söz hakkı yoktur. Gerçek sosyal demokratlar, CHP'yi olması gerektiği yüksek, erdemli, halkçı noktaya geri çağırmak zorundadır. Yoksa Türkiye için geri dönülmez çok zor günlere yanlış insanların elinde gireceğiz.

Tabi doğal olarak o güne kadar bu sahte sosyal demokratlara takılma hakkı doğuyor bana.

Ama var ya, en uyuz olduğum da, sosyal demokratlıkta en tepede ahkam kesip, pos bıyıkları olup, birkaç milyon lira-dolarlık villalar da oturup, ciplerle gezenler. Kapitalistin dibiler.

Neysek oyuz işte. Başka maskeler takmamıza gerek yok. Ancak kendimizi kandırırız.

Başkası yemez.

Yemezler arkadaşım. Yemezler İmamoğlu. Mal varlığında pek hoşmuş. Helal olsun. Ancak siz CHP'li değilsiniz İmamoğlu (şu an CHP yi yönetenlerin de olmadığı gibi). Siz halkçı değilsiniz.

Siz liberalsiniz, siz kapitalistsiniz.


Not: liberalizm; özgürlükçü anlamında değil, ekonomik özgürlük adı altında başka milletlerin öz varlıklarını kullanabilme yolu anlamında kullanılmıştır.

Kenan Turhan




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder