Ekrem İmamoğlu, sıradan bir TC
vatandaşı olan bende hangi ilk izlenimi bıraktı?
Daha
ilk gördüğüm anda, İmamoğlu için hissettiğin duygu hayal kırıklığıydı. Çünkü gülücüğünü; yerleştirilmiş (zamanla eğitimle elde edinilmiş), yani sahte, yani yapmacık bulmuştum ki genelde bu ilk izlenimlerim hep doğru çıkmıştır. Ancak şöyle ifade ediyorum, gördüğüm en güzel, anlaşılması en zor, gerçekten iyi çalışılmış bir ifade bu ifade.
Böyle
olunca maalesef kendime kızıyorum ama yapacak bir şey yok. Yine aynı şeyler
olacak diyorum içimden. Ben diyeceğim ki herkese "Yüzünü sahte bir
gülümseme yerleştiren insan, herkesi kandırıyordur. Aman ha bu adamın da
yüzünde bu yapmacık gülüş var".
Evet,
ilk gördüğüm anda dedim ki bu adam yüzüne bir maske koymuş, gerçek İmamoğlu
arkada bir yerde. Belki de o saklanan güzel bir kişiliktir, belki de politikacı
olunca sürekli gazeteciler, onlar bunlar nedeniyle mecburdur yüzüne o maskeyi geçirmeye
diye safça olduğunu bildiğim tavrı takınarak izlemeye başladım
İmamoğlu'nu.
Ama
içten içe de biliyorum, bir adam özü neyse yüzü de odur. Saklayacak
"kötü" bir şeyi olmayan yüzüne maske takmaz. Nereden biliyorum işte,
Erdal İnönü'den biliyorum mesela. Ankara'da alışveriş merkezinde
karşılaşırdınız. Eşiyle çocuğuyla konuşurken neyse, vatandaşa da
öyledir. Mutluyken de öyledir, mutsuzken de öyledir. Çevremde tanıdığım 7 düvel insandan biliyorum.
Sonra
bir bir asıl İmamaoğlu'nu gösteren olaylar vuku buldu. Kronolojiyi
hatırlamıyorum, ama havaalanından başlayalım.
Olayın
birkaç ayrı yönü var. Görülen olay Vali için "itlik yapıyor" demesi, ardından basitlik dedim diyerek "yalan" söylemesi idi. Sonra
görüntüler ortaya çıkınca bu sefer yalanı sıvadı ve "montajdır
montaj" dedi (veya dedirttirdi). Yalanın üstüne yalan. Yüzündeki sahte insancıl gülümseme
gibi. Hem de o kadar kolayca söyledi ki bu yalanı, ortaya çıkması o kadar
muhtemel bir yalanı hem de o kadar kolayca söyledi ki kişiliğindeki bir esintiyi daha görmüş olduk. Kibir seviyesinde yüksek özgüven. Kendini ulaşılamaz ve her şeyin üstünde gören bir özgüven. Halkın bile üstünde.
Öyle
ki yalanları ortaya çıkınca çıkıp bir özür bile dilemedi. "O heyecanla
yanlışlıkla ağzımdan kaçmış" diyemedi. Halkından özür dileyemedi. Çünkü
yalanın yanında bir kötü duygusu daha vardı; kibir.
Olayın
diğer bir boyutu ise; İmamoğlu bir VIP krizini yönetemez, dellenir, sağa sola
saldırır, kendini kontrol edemezken koskoca İstanbul'u nasıl yönetecek sorusudur. Aklımdan
bu soru geçiyor işte, elimde değil sormak zorundayım. Normalde oraya
Karadenizli bir ablamı veya abimi aynı durumda bıraksaydınız. Oradan
gülümseyerek çıkardı. Yetmez bir de herkesi de gülmekten yere yatırırdı. Bu
arada bu olayın asıl yaratıcısı olan hükümete de etmediği lafı bırakmazdı. Ama
hiç kimse irrite olmazdı. Diyorum ya, Karadeniz'de sokakta kime rastlarsanız alın götürün
deneyin. Koskoca İmamoğlu kıytırık bir salona giremediği için dellendi de
dellendi. Neden biliyor musunuz? İşte o kibir var ya o yüzden. Gururu incindi.
Her şeyden ve herkesten üstün olduğunu zannettiği için gururu incindi. Koskoca Belediye Başkanı adayı, koskoca Atatürk'ün veliahtı gösterilen adam -kim gösterdiyse-, geleceğin cumhurbaşkanı. Halbuki, haberi alır almaz; "Eyvallah Vali Bey, biz halkın içinde
büyüdük, halkımla çıkar VIP olmayan alanda beklerim. Hatta teşekkür ederim, bana nereye ait olduğumu
hatırlattığınız için. Aslında VIP de neymiş, bir daha da asla girmem ...."
desene. Peşinden "Hızır Paşa göndermesi" yapsana. Ve bunları yaparken
gülümsesene.
İmamoğlu, tamam yalan var anladık, kibir de var onu da anladık ama nerede o
politikacıların kıvrak zekâsı. Aman ha zekânızdan bir şüphem yok ama kibir öyle
bir şeydir ki insanın yeteneklerini köreltir.
Olayın
başka bir boyutu da kimsenin takılmadığı ama benim çok takıldığım ve bu yazıyı
bu kadar "ağır" yazmamın asıl sebebi olan 2 harflik kelime ve onun söylenme
biçimidir.
linkinin
hemen birinci saniyesinde kapıya yaklaşan İmamoğlu oradaki her kimse; görevli,
kendi çalışanlarından, arkadaşı o veya bu; ona bir "aç" deyişi var ki
mutlaka izleyin. Defalarca izleyin. Neden İmamoğlu'na gülümsemesi sahte, neden
kibirli dediğimi çok çok net anlarsınız. Ben yalnızca yazık diyorum. Gerçek
yüzünü tam da o an ne kadar net göstermiş. Emir kipi ve ses tonu tipik otokrasi
göstergeleri. Şiddet eğilimi her halinden belli. Üstelik oradaki o kişi
muhtemelen sıradan bir insancık. Hiçbir şeyden sorumlu olamayan, halktan bir
arkadaşım.
Sevgili
TC vatandaşları, seçtiğiniz insanları o veya bu aday gösterdi diye daha hiç
tanımadan çeşitli yaftalar yakıştırmak yerine olan biteni biraz takip ediniz
yahu. İmamoğlu İstanbul'u yönetmeye layık bir insan değil işte (2. seçimi de kazandı, halkın teveccühü ama doğru doğrudur, eğrilmez). Önüne çıkan engelleri
hoşgörü ve güzel konuşma ile çözebilen bir adam değil. Ezip geçmeye meyletmiş, kendi
çıkarları dışında kimseyi umursamayan bir arkadaş. O kadar belli ki. Yok efendim
ağır tahrik varmış falan filan. Olur mu böyle şey, kıytırık bir VIP salonuna girememek
insanın bu kadar onuruna dokunur mu? Yazık, vallahi çok yazık. İmamoğlu
için demiyorum, onu daha tanımadan Atatürk'le karşılaştırma cüretini gösteren
sosyal demokrat arkadaşlarım için diyorum. Ki bence onlar da sosyal demokrat
falan değiller. Tanıdığım bütün sosyal demokratlar (%99) aslında kapitalist.
VIP
olayı dışında, İmamoğlu'nun, ilk adı ortaya atıldığında "işte
geleceğin Atatürk'ü diye" sosyal medya da bir anda 10000 lerce mesaj
dolandı ortalıkta. Sevgili dostlar, eğer sosyal medyada bir anda böylesi bir
tuhaf, yoğun bir manipülasyon denemesi varsa bu mutlaka CIA'in sosyal mühendislik
timlerinin denemesidir. Söylemedi demeyin. Yakında çıkar ortaya kokusu.
Zaten
bir insan hem sosyal demokrat, hem muhafazakâr, hem Atatürkçü, hem halkın
yanında, hem zengin (VIP den çıkmak istemeyen bir zengin), hem açılım
taraftarı, hem şehit taraftarı, her şey bir arada nasıl olur? Olmaz efendiler. İnsan bir şey olur, diğerlerine saygı duyar. Ben her şeyim diyen
yalan söylüyordur. Öğrendik artık ama değil mi? İmamoğlu zaten yalan söylüyor.
Türkiye'nin
yeni Özal'ı hayırlı olsun.
Ülkeme
hayırlı olmayacağı kesin de işte kendisini sosyal demokrat zanneden
arkadaşlarım için diyorum hayırlı olsun diye.
Seviyorum o arkadaşlarımı ancak
kendilerini hem toplumun üstünde görüp, hem de şu sosyal mühendislik oyunlarına
en çok kanan da onlar. CHP'yi de bu zihniyet işgal etti zaten. CHP halkın partisi olmak yerine, burjuvanın partisi oldu. Bugün kendisine sosyal demokrat diyenler de aslında burjuvanın ta kendisidir. Aralarında pek az gerçek halkçı vardır tabi ama onların da söz hakkı yoktur. Gerçek sosyal demokratlar, CHP'yi olması gerektiği yüksek, erdemli, halkçı noktaya geri çağırmak zorundadır. Yoksa Türkiye için geri dönülmez çok zor günlere yanlış insanların elinde gireceğiz.
Tabi doğal olarak o güne kadar bu sahte sosyal demokratlara takılma hakkı doğuyor bana.
Ama var ya, en uyuz olduğum da, sosyal demokratlıkta
en tepede ahkam kesip, pos bıyıkları olup, birkaç milyon lira-dolarlık villalar
da oturup, ciplerle gezenler. Kapitalistin dibiler.
Neysek oyuz işte. Başka maskeler
takmamıza gerek yok. Ancak kendimizi kandırırız.
Başkası yemez.
Yemezler arkadaşım. Yemezler İmamoğlu. Mal varlığında pek hoşmuş. Helal olsun. Ancak siz CHP'li değilsiniz İmamoğlu (şu an CHP yi yönetenlerin de olmadığı gibi). Siz halkçı değilsiniz.
Siz liberalsiniz, siz kapitalistsiniz.
Siz liberalsiniz, siz kapitalistsiniz.
Not: liberalizm; özgürlükçü anlamında değil, ekonomik özgürlük adı altında başka milletlerin öz varlıklarını kullanabilme yolu anlamında kullanılmıştır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder