4 Mart 2024 Pazartesi

Nefret ediyorum

Göz göre göre gelen çaresizlikten nefret ediyorum. Ülkemin gün ve gün nasıl da tuzakların içerisine girdiğini görmekten nefret ediyorum.

Tamam anlıyorum, ABD II. Dünya Savaşından sonra sömürü bayrağını İngiltere'den alıp dünyanın her köşesine dikti. Bütün dünya atom bombasından çok ama çok korktu. ABD çoğu zaman, çoğu ülkeyi sivil örgütlenmeyle ele geçirdi. Atatürk'ün Türkiye'si de diğer devletlerden farklı değildi. 

Sivil işgal senaryosu her ülkede aynıydı: Ülkelere demokrasi ve liberalizm götürülür. Serbest ticaret için zorlanır. Bir sürü sivil toplum örgütü kurulur. Güya güzel amaçlarla kurulan bu sivil toplum örgütleri, CIA'den daha etkili ajan kuruluşlar haline getirilir. Örneğin özgürlük diye milletin kanına girer, Kürt faşizmini yaratırlar. Örneğin, LGBT reklamı yapıp çocuklarımızı yanlış yönlendirirler.  Örneğin, basın yayın ödülleri verirler öyle ki nerede o ülkenin aleyhine bir şey söyleyen gazeteciler var, hep onlar alır bu ödülleri. 

ABD o kadar para harcar ki bu kurumlara, çoğu gazeteci birkaç yılda kölesi olur bu sivil toplum örgütlerinin ve bir daha da ayrılamaz.

Bu arada genellikle azınlıklardan belirlediği orta küçük esnafı destekler ve bir anda holding seviyesine ulaştırır. Bu holding sahipleri, aslında kendi ulusal devletlerinin değil, artık uluslararası sermayenin yani kapitalizmin holdingi olmuşlardır. Bu holding sahipleri de artık ABD'nin kulu kölesidir.

Sonra en son ve en acımasız adım gelir. Bütün bunlara kanmayan gazeteci, bilim insanı veya üreticileri suikastlarla katlettirirler. Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Sabancı cinayetlerini nasıl unuturuz?

Ele geçirilen basın yayın kuruluşlarıyla ve kendilerine çalışan sermayeyle son darbeyi indirirler. Kendilerinin kulu kölesi olan bu insanlardan belirlediklerini ülkenin Başbakanı olarak seçtirmek: Bu insanlar zaten ABD'den o kadar etkilenmişlerdir ki aynen Kurtuluş Savaşı döneminde olduğu gibi "onlarla mücadele edilemez, mandalarını kabul edelim" mantığına sığınmış hainlik sınırında insanlarla çalışırlar. Atatürk'ten sonra maalesef gerçek milliyetçi pek az başbakan geldi bu ülkeye.

Bunları anlayabiliyorum; kabullenemiyorum ama anlayabiliyorum. Biri kendisini paraya satıyor, öbürü koltuk ve mevkie, başka biri şana şöhrete. Kimisinin de korkudan ödü patlıyor. 

Gözlerine perde koyulan, okuması engellenen, tek hedefi çocuklarına ekmek götürmeye çalışmak olan güzel vatandaşlarımızın bu olayları takip edememesi ve manipülasyonlara kanmasını da anlıyorum. Çünkü gerçekten ABD sosyologları işlerini olağanüstü iyi yapıyorlar. Sonuçta 350-400 yıldır sömürü konusunda inanılmaz uzmanlaştılar.

Ama anlayamadığım şey şu: Bütün bunları anlaması gereken, üniversite bitirmiş, okumuş sözde aydın olması gereken insanımızın da ABD'nin oyunlarına yenik düşmesi: İşte en çok bundan nefret ediyorum.

Aldatılıp, kandırılabiliriz, bu hepimiz için geçerli. Tamam ülke tamamen sosyal ve ekonomik anlamda ele geçirilmiş, doğru haber alma hürriyetimiz elimizden alınmış .. olabilir. İyi de bazı şeyler o kadar görünür ve apaçık ki nasıl olur da bu kadar akıllı, kültürlü insan yine de ABD'nin tuzağına düşüyor.

Örneğin; önce kaset skandalıyla CHP başkanı değiştirildi. Kılıçdaroğlu başa geçirildi: Kılıçdaroğlu para pul ile kandırılabilecek bir insan değildi, makam mevki vaat ettiler. O da kandı. Sonra hızlı bir biçimde CHP'yi Atatürk çizgisinden tuhaf, ne olduğu belirsiz bir çizgiye götürdü. Partideki Atatürkçülerin tamamını kovdu veya etkisiz hale getirdi. Krallığını ilan etti. Atatürk'ün hem fiziksel olarak ama daha çok düşünsel olarak en büyük düşmanlarını (Şeyh Sait ve Ali Rıza) kahraman ilan etti.

Peki o arada bizim aydınlarımız ne yaptı? Çıt yok. 3-5 cılız ses dışında ses yok. Halbuki 100.000 mühendisimizin birden ayağa kalkıp, "defol CHP nin başından" demeliydi. 100.000 doktorumuzun demesi lazımdı ki "biz 1 saat iş bırakıyoruz, defol git CHP nin başından". Böylece halkımız da uyanırdı. Böylece halkımızın gözüne indirilen perde kaldırılırdı. Bu adam neredeyse Türkiye'nin Cumhurbaşkanı olacaktı. Erdoğan daha iyi değil elbette. Konu Erdoğan, Kılıçdaroğlu konusu değildir. Konu ABD'nin en tipik numarasıdır. Birbirine muhalif gibi göstererek, hep kendi adayını seçtirmesidir. Şu an CHP de başkanlık için İmamoğlu, Özel, Kılıçdaroğlu yarışıyor. Aralarında hiç fark yok. Hatta İmamoğlu mandacılığın en tepesindeki adam. ABD'nin Türkiye konsolosu gibi davranıyor ama bakıyorum benim aydın olmasını beklediğim mühendisim ve doktorum İmamoğlu'nu destekliyor.

Ve işte ben bundan nefret ediyorum. 

Hep beraber küçük partilere, gerçek vatanseverlere oy verelim deyince bir de benimle dalga geçiyorlar, oyun ziyan olacak diyorlar. Erdoğan'a veya Kılıçdaroğluna oy verilince oy ziyan olmuyor değil mi? Asıl o zaman oyumuz ziyan oluyor. Çünkü bize sürekli kötü 2 aday sunuyorlar. Birini iyi zannedip oy veriyoruz sonra onun da aynı olduğunu anlıyoruz. Sonra sermaye bize yeni bir aday pohpohluyor hepimiz ona oy veriyoruz, örneğin Akşener. Bir anda göktaşı gibi düştü politik hayatımıza. Geçmişi karanlıklarla dolu. Çillerin bakanı. Hatırlayın en çok faili meçhul suikast hangi dönemde oldu.

Akşener, İmamoğlu, Erdoğan, Kılıçdaroğlu .. hepsi aynı. Bakmayın kavga ettiklerine hepsi aynı hedefe odaklı. Hangisinin başbakan olduğunun önemi yok. Hepsi ABD mandacısı.

Ve ben bu kadar açık bir gerçeği göremeyen sözde aydınımdan nefret ediyorum ve diyorum ki:

"Türkiye'nin kurtarılabilmesi için önce CHP'nin kurtarılması gerekir"

Türkiye'nin kurtarılabilmesi için önce Tabipler Birliğinin kurtarılması gerekir.

Türkiye'nin kurtarılabilmesi için önce halka örnek olacak Doktorlarımızın, Mühendislerimizin, Öğretmenlerimizin ... gözlerindeki perdeden kurtarılması gerekir.

Ama nasıl olacak bilmiyorum. Hala İmamoğlu gelse kurtuluruz modunda çoğu. Erdoğan nefreti gözlerini kör etmiş durumda. Erdoğan gitsin de daha kötüsü olmaz zannediyorlar. Halbuki olur. Hep aynı numaralar. İmamoğlu defalarca Ana dilde Kürtçe eğitim safsatasını diline dolamadı mı? Kürtçe eğitim demek Türkiye'nin bölünmesi demektir. Bu en basit gerçeği bile göremeyen insanlardan nasıl aydın diye bahsedilir. Evet başta söylenince çok insanca geliyor, düşündüğüm dilde eğitim ama bunun özgürlükle vs ilgisi yok. Bu apaçık yeni bir Kürt devleti kurma girişimidir. Nihayet bölünmüş ve zayıflamış bir Türkiye'den sonra bütün petrol, doğalgaz, madenlere ABD tarafından el koyulmasıyla devam edecek. Zannetmeyin ki kurulan Kürt devletinde barış olacak. Olamaz ki, ABD’nin petrole el koyması için orayı işgal etmesi gerekir. Üç gün sonra Kürtleri de Zazalar, Kurmanclar veya bulacakları başka bir yolla ki emin olur bulurlar (şeriatçılar-solcular veya Diyarbakırlılar-Hakkarililer veya alt kabileler) diye ayırıp savaştıracaklar.  Sonra da petrolü kapacaklar. Şu ana bir bakın, kara mizah gibi: biz ABD'den F16 dileniyoruz aynı anda ABD YPG/PKK ya ağır silah veriyor. Onlar bize bir bomba atıyor biz onlara 1000 misli atıyoruz. ABD petrolü çalıyor. Bu durumu canlı yaşıyoruz işte, tam da içindeyiz. Irak da öyle, Libya da öyle. Herkes savaşıyor ABD petrol ve madenleri yağmalıyor.

Ve bizim sözde aydınlarımız diyor ki İmamoğlu. Bazıları da diyor ki Akşener.

Kahroluyorum. Göz göre göre gelene hiç bir şey yapamamaya kahroluyorum.

Çok sevdiğim insanların bile bu gerçeklere gözlerini kapatmalarından nefret ediyorum. Erdoğan nefretiyle yönlendirilebilir olmalarından nefret ediyorum.

Yazıyorum, söylüyorum ama hiç bir şey değişmiyor.

Not: Bu yazıyı Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi yazıp yayınlamamıştım. 31 Mart 2024 Belediye seçimleri öncesi yayınlıyorum. Bütün aydınlarımıza armağan olsun.