30 Haziran 2019 Pazar

DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR: "Onun Vitamini Kabuğunda"

Çıkış biçimi nedeniyle, benim sevdiğim efsane yanlışlardan biridir ama maalesef meyve kabukları son derece ZARARLI olabilir.

Bu efsane, muhtemelen çok masum bir nedenden ötürü ortaya çıkmıştır.

Mutfaktan bir elmayı kapıp gelmiş bir yaramaz çocuk, anneannesine elmayı uzatır.
Müthiş bir sevimlilikle:
"Anneannecim bunu benim için soyar mısın" der.
Anneanne o sırada meşguldür ve torununu üzmek de istemez.

Lafı yapıştırır: "Yavrum, onun vitamini kabuğunda". Bir de başını okşar ve işine devam eder.

Gerçekten çok düşündüm, başka da hiç bir senaryo gelmedi aklıma.
Ama bu senaryo emin olun 100.000'lerce kez gerçekleşmiştir.
Bizzat küçüklüğümden hatırlıyorum defalarca yaşadığım bu hatırayı.

Yani bu şehir efsanesi, ebeveynlerin tembelliğinden başka bir şey değil.

Bu arada "nereden çıkartıyorsun, kabuk daha faydalı" diyenlere sözüm şu. Bilimsel çalışmaya bile gerek yok.

* Kabuk, meyveyi koruyan zardır. Yani dış etkenlerden etkilenmemek için içteki tarafa göre çok daha katı ve serttir. Ağırlıklı selüloz içerir (lif yerseniz selüloz yersiniz). Amacı gıda değil, korumak olduğu için zaten içinde gıda olması beklenmez. Bağırsağa girince zaten genelde sindirilmez (Geviş getirseydik belki başka olurdu). Ha böyle güzel bir yanı var, sindirilmediği için bağırsaklarımızı güzel çalıştırır. Ama emin olun pek bir faydası yoktur. Mutlaka içerisinde vitamin, antioksidan vb vardır, yoktur demiyorum, ama içindeki meyvede zaten bunlar kat kat kat fazladır. Onun görevi korumaktır, beslemek değil.
Dayanamadım sizin için kabukta ve meyvede olan temel besinleri buldum:
ABD Tarım Enstitüsü sayfası kaynağımdır:
Büyük kırmızı bir elmanın kabuğunda
2 gram lif (sindirilmez, lif için sebze ve tahıllarımız var zaten, fasulyede 10 gram mesela),
2 miligram kalsiyum (1 kase yoğurtta 110 mg kalsiyum var)
145 gram potasyum (Her şeyde gani gani var, ihtiyacımız yok)
8 miligram C vitamini var (Bir portakalda 64 mgr, kabuk yemeye değmez değil mi)

Peki asıl etli kısmında bu değerler ne kadar:
3 gram lif
11 miligram kalsiyum
194 miligram potasyum
C vitamini: kabuktan çok daha fazla C fazla vitamini ve bir sürü de başka mineral var

Yani gıdası için kabuk yemek saçmalık yahu.

* Ama kabuğun potansiyel zararları da var: Koruma görevi nedeniyle, üstüne sinekler konar, arılar, böcekler karıncalar gezer. Tabii ki çişlerini yaparlar, üstlerinde fantezi kurarlar. Hatta küçücük görünmeyen yavrular bırakırlar. Bu parazitler özellikle küçük çocuklarımız için aşırı tehlikeli olmasa da 3-4 günlük ateşli hastalıklar geçirmelerine neden olabilir. İshal yapabilir. Aslında yapabilir değil yapıyor zaten. Ve sürpriz bu parazitleri yıkayarak göndermezsiniz. Ya soyacaksınız ya da sirkeli suda bekleteceksiniz. Bol yıkama fayda eder biraz tabi ama o da başka bir şehir efsanesidir. Yıkayarak bu parazit, mikrop ve sporların tamamını şanslı değilseniz uzaklaştıramazsınız.

* Ama günümüzde meyve kabuklarının çok ciddi bir zararı daha var. Maalesef modern tarım ile beraber kimyasallar Anadolu'nun en ücra köşelerine bile ulaştı. Ve maalesef meyveler en az 2 defa ilaçlanıyor ki bu sayı bilinçsiz üreticiye göre 6-7'lere kadar çıkıyor. Kabuk gerçekten görevini yapıyor ve ilaçları üstünde biriktiriyor. Ve yine maalesef yıkayarak bu ilaçları uzaklaştıramayız. Soymaktan başka çare yok.



Çocuklarınıza kabuğuyla meyve yedirmeyelim.
Kaş yapalım derken göz çıkartmayalım.

Aman ha!


Not: Bazı meyve sebzenin özel durumları mutlaka vardır. Bu yazı elma ve armut vb. meyveler için kaleme alınmıştır.

Kenan Turhan


24 Haziran 2019 Pazartesi

POLİTİKA: "İstanbul Seçimleri"

Yeni bir güne merhaba 😍

Dün (23 Haziran 2019) İstanbul seçimi yenilendi. Aslında seçimin ertelendiğinin ertesi günü %10 fark olur diye düşünmüştü pek çok kişi. Öyle de oldu.

Bu seçimden kazanmalarına rağmen CHP li abi, abla ve kardeşlerimin çıkaracağı bir kaç ders var aslında. Dersi şimdi çıkarırlarsa yeniden % 20 li oylara geri dönmezler.

Öncelikle AKP 17-18 senedir hiç kaybetmiyordu. İlk defa bir seçim kaybetti. Geçen sene sokakta gezerken, bir kafede, bir dernekte, iş yerinde nerede olursa olsun seçimden sonra CHP li arkadaşlarım hep şöyle derdi: “Seçimde HİLE var".

"Bu AKP'ye kim oy veriyor, kime sorsam vermedim diyor. " 
"Ee yani?"
"Seçimde HİLE var."

Benim 6 yaşındaki kızım bile bir yenilgi aldığında böyle saçma sapan bahaneler uydurmuyor. Daha güzel bahaneleri var. "Sen bana göre çok güçlüsün. Ama ben okuma bilmiyorum". Yani eksiklik ve geliştirmeye açık alanları belirtiyor. Ama benim sevgili CHP li yönetici ve oy veren vatandaşlarım, çok ama çok büyük bir saflıkla "Seçimde HİLE var" deyiveriyor. Üstelik daha kötüsü buna kendileri bile inanıyorlar.

Son 17-18 yıldır Türkiye seçimlerinde hile mile yok değerli Türk halkı (Cüzi olaylar olmuştur tabi, geneli etkileyen durumdan bahsediyrouz). Bu halk AKP'yi ve Erdoğan'ı sevdi ve oy verdi (Başka bir gün Erdoğan neden bu kadar yıldır seçim kaybetmedi anlatalım). Tayyip Bey'in yaptıklarını hiç sevmem ve tasvip etmem. Bulunduğu makam halkı temsil eden makam olduğu için hepimizin saygı göstermesi gerekir ama kimse sevmek zorunda değil, o ayrı. Bunu da not düşelim.

O halde ilk derse dönelim: CHP yenilgilerinin sebebi olarak bahaneler bulmaktan vazgeçmeli. Daha da kötüsü insanlara iftira atmaktan vazgeçmeli. Bu seçim halkın iradesine sahip çıktığının delilidir. Tekrar edilen seçimde oy oranı %10 değişti. Aynı şekilde yenildikten sonra seçimde hile var demek de halkın iradesine hakaret etmektir. Keza bu politik olarak akıl sınırları dahilinde olmayan bir tavırdır. 

Yani size oy vermeyeni daha da sinirlendiriyorsunuz demektir.

Diğer ders: Maalesef Aziz Nesin'in açıkça dillendirdiği ve CHP'nin partilisi, taraftarı, oy verenleri ... tarafından dudaklara sakız olan bu halkın %60'ı aptal sözü. Elbette ki böyle bir söylem CHP nin resmi ideolojisi değil, elbette ki bunun yanlış olduğunu düşünen belki CHP'lilerin %90 ıdır. Ancak yapışan algı böyle değildir. Kaybedilen her seçimden sonra benim kendi öz ve hakiki kulaklarımla duyduğum bir sözcüktür bu. Maalesef Aziz Nesin'i de hiç sevmem. Sevmem çünkü Atatürk hayatı boyunca okuma yazma oranı %10 u bulmayan, cehalet seviyesinin en üst noktada olan Türkiyesinde bile, Türk halkı için tek bir defa, kötü tek bir kelime etmemiştir. "Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!" diyen bir liderden bahsediyoruz. Kendisine Atatürkçü diyen bu zerzevat, Atatürk’ü temsil etmeyi bırakın onun çeri çöpü olamazlar.

O halde şimdi İstanbul halkının %54'ü CHP'ye oy verince ne oldu? Birden bire herkese akıl mı doldu. Bir peri geldi, sihirli değneğini dokundu da zeka seviyeleri (alıştık ya her şey İngilizce belki anlamayan olur, "IQ" seviyeleri) ortalama 90'dı da, 145 mi oldu? Türk halkı CHP'ye oy verince akıllı, başka bir partiye oy verince aptal mı oldu?

Korkarım ki CHP'de bir şey değişmedi. O yüzden bu dersleri anlatıyorum ya. Mevcut durum nedeniyle oy oranları arttı. Ekonomi berbat, gençlerin %25 inden fazlası işsiz. AKP'nin borç al, borçları betona ve kendi taraftarlarına göm politikası iflas etti. Muhafazakâr kesim ihalelerden rahat paralar kazanıyordu: Sokağa çıkınca görürsünüz, Ankara'da oturuyorum ve yoldan geçen her 10 iri arabanın (cipin) 7-8 inde türbanlı bir bacım var. Şimdi onların da nevaleleri kesildi. Devlet bütün gereksiz harcamaları seçim nedeniyle durdurdu. Hazır ve kolay paraya alışmış, AKP’li olduğu için değil, aslında akbaba oldukları için AKP’de görev yapanlar pek rahatsız. Hatta seçimi de onlar istedi diyenler çok.

Bugüne kadar bunları gören ama sözde iyi giden ekonomi nedeniyle bunları görmezden gelen halk şimdi gerekeni yaptı.

Ama bu CHP'ye geçici verilmiş bir akçedir.

Bu dersler alınmazsa sahibi anında geri alacaktır. Bu halk son derece zeki bir halktır.

Aman ha.



Not: Bir ders de Vatan Partisi için var tabi, olmaz mı? 


Sen tut onca güzel şey yap; Ermeni meselesinde Avrupa'da tam bir galibiyet kazan. Sonra Silivri'de akıl dışı bir mücadele ver. Emperyalistlere karşı doğru yerde ve zamanda doğru yerde ol. Ama yine de seçimlerde oyun bir nebze bile artmasın. 


Acaba kendi içerisinde bir kör dövüşüne mi girdiniz? Ermeni meselesinde bütün Avrupa'ya söz geçirecek yollar üretilebiliyor da, partinin içinde bu seçim açmazından çıkacak bir yol neden bulunamıyor?

Bu durum, iç dinamiklerde ciddi sıkıntılar olduğunun göstergesidir, bazıları statükocu demektir. 

Bu arada darbe girişimi sırasında ve sonrasında ABD baskılarına karşı mecburen AKP'ye verilen desteğin suyu çıktı. Vatan Partisi'nin durması gereken yer gerçek adalettir. En azından şöyle denmeliydi: "Biz şimdi size bu desteği veriyoruz ama zamanı geldiğinde, unutmadık Silivri’yi, bunun önünü açanları, keza yolsuzluk yapanları, ülkeyi parselleyip satanları .... elbette gerçek adaletin terazisine yerleştireceğiz". Koşulsuz bir destekle ancak AKP'nin günahlarına ortak olunabilinir..

Kenan Turhan




19 Haziran 2019 Çarşamba

HAYAT


HAYAT

Kendimiz istemedik onu. Oluverdik birden, tek bir hücreden.
Sonra alışmaya çalıştık çevremize; kendi başımıza var oluncaya kadar, kendi başımıza ayakta durabilinceye kadar.

Bizden öncekiler nasıl biliyorsa öyle yapmaya çalıştılar bizi.

Nasıl başladı bu yolculuk kimse bilmiyor gerçekte.
Tanrı mı yarattı, uzaylılar DNA parçacıkları mı bıraktı, evrimin eseri miyiz? Her ne ise cevap,  geçmişe giden bir bağımız yok ki bulalım. Galiba olmayacak da. İlk yaratılan/oluşan tek hücre canlıya dönüp "Neden varsın, nasıl oldun" diye soramayacağız da. Sorsak cevap alamayacağız da.

Hayat işte. Girdik bir yola, bırakın geri dönmeyi duraksamaksızın ilerliyoruz.
Bu ilerleyişte çoğu kendisini geçmişten gelen yaşam biçimine bırakıp gitti. Onun hırslarıyla seviyoruz, sevmiyoruz, vuruyoruz, kırıyoruz, bir düşenin elinden tutuyoruz, üstümüze bombalar yağıyor veya başka hayatların üstüne biz keder yağdırıyoruz.

Hayat işte: Basit; "Uyum sağlayan ayakta kalır".  Kızmayın, Darwin'in değil doğanın kuralı aslında.
Bitkiler bile acımasızca yarışmıyorlar mı yer tutabilmek için toprakta. Hiyerarşi almış başını yürümüş, birbirini yiyen yiyene.

Çoğu gibi ben de soruyorum kendime. Kozmosta nerede duruyorum, amacım ne? Biliyorum 50-100 yıllık kısa ömrümüzde bu sorulara doğru yanıt bulabilen kimse yok. Aslında bulmaya çalışan pek de kimse yok.

İnsanoğlu "Uyum sağlayan ayakta kalır" mantığıyla birbirini katletmekle meşgul. Buna dur diyebilen de yok.

Böyle boş laflarla geçmez ki ömür. Biz de bu uyum safsatasının bir kenarından tutalım. Belki yazacağımız iki satır, aklın üstünlüğüne yardım eder de, birbirimizi katletmek yerine, birbirimizi çoğaltan bir düşünceye yardımcı oluruz diye.

O yüzden bakış açısını değiştirip, göremediğimi görmeye çalışacağım; gördüklerimi de yansıtmaya.

Kimse okur mu bilmiyorum? Okursa ve beğenirse ne olur, beğenmezse ne olur bilmiyorum.

Yalnızca yazmak istiyorum, uzanıp gözlerini kapatmak gibi, ya da denizde kolllarını açmış yatıyor gibi.

Konu da sınırsız nasıl olsa. Dünya benim dünya; ne onu yaz diyen bir politikacı, ne de bunu yazamazsın diyen patron var başımda.

19.06.2019

Kenan Turhan