26 Nisan 1986 da Çernobil'deki kaza sonrası yüzbinlerce insan bu durumdan etkilendi.
O zaman 13 yaşındaydım. Samsun'un Terme ilçesinde yaşıyordum. Babam emekli olunca memleketine geri dönmüş ve orada bir bakkal açmıştı.
Radyasyon nedir ilk defa o zaman öğrendik. Ama bir şeyi kelime anlamıyla öğrenmek ile içselleştirmek başka bir şey.
Radyasyonun gerçekten ne olduğunu 10 yıl sonra teyzem akciğer kanserinden öldüğünde aslında tam olarak öğrendim diyebilirim.
Kazadan hemen sonra serpintinin Doğu Karadeniz Bölgemizi de etkilediği ve o yılın mahsullerinin, özellikle de çayın tüketilmemesi gerektiğine dair hikayeler dilden dile dolaşmaya başladı.
Hatta Almanya ve Fransanın onbinlerce ton fındık ve çayı geri iade ettiği haberlerde boy boy anlatılıyordu.
Turgut Özal yönetimindeki hükümet ısrarla her şeyi yalanlıyor, hatta biraz radyasyon sağlığa iyi gelir gibi dalga geçen açıklamalar bile yapıyorlardı.
Bu arada Ticaret Bakanı Cahit Aral canlı yayına çıkıp çay içmişti (Turgut Özal'ın kendisinden "iç de rahatlasın millet" dediği söylenir).
Bunun üzerine, bugün gibi hatırlıyorum, sevgili babam benden masaya bir gazete kağdı açmamı istedi. 3 adet küçük çaykur çay paketini yırtıp sırayla bu gazete kağıdının üstüne döktük. Sonra da elimizle güzelce harmanladık.
Sonra onları bir naylon poşete doldurduk.
Ablam ODTÜ'de okuyordu. 1986 sonbaharında bu poşeti test edilsin diye eline tutuşurduk. O dönem yine ODTÜ de yüksek lisans yapan uzaktan bir akrabamız bize test yapabileceğini ifade etmişti.
Daha 1-2 gün geçmeden test sonuçlarını telefon ile bildirdi kuzen (Hassas bir konu olduğu için ismini vermiyorum. Çünkü kendisinden izin almadım). Sonrası dramatik bir hikaye. Sonuçlar rektöre ulaştırılır. Sayın Mehmet Gönlübol elinde raporla bakana çıkar. Bakan ağır bir tehditle Sayın Gönlübol'u geri gönderir.
Biz o zaman hikayenin orasında kaldık. Yapılacak bir şey yoktu.
Ama şimdi gazeteleri karıştırdığımda öğrendim ki Sayın Gönlübol 3 hocaya bağımsız testler yaptırmış ve çıkan sonuçları basına sızdırmıştı.
Yine de sonuç değişmedi.
Bugün 4.5 milyon Suriyeliye ülkemizde yıllardır bakan Türkiye o gün belki de nüfusu 1 milyonu bulmayan Karadeniz halkına bakamadı.
Yetmedi radyasyonlu çayları, fındıkları bilerek ve isteyerek insanlarımıza yedirdiler.
Sonraki yıllar çevremizde kanserli hastaların sayısı hızla arttı. Canım teyzem akciğer kanserinden vefat etti. Sonra da halam.
Çok sevdiğim bir doktor arkadaşım, o günlerde Ankara Ulus Rüzgarlı SSK Hastanesinde uzman doktor olarak çalışıyordu. Bana kanserli hastaların sayısının çok arttığını ifade etmişti. Kendisine bölgeler bazında istatistik var mı
Diye sordum. Vardı. Bütün bölgelerde nüfusla oransal lineer bir artış varken Karadeniz Bölgesinde neredeyse dik seyreden dehşet bir artış vardı.
Çernobil ve kanser istatistikleri arasındaki korelasyon gözle görülebiliyordu.
Ne diyeyim? Bunun adı hukukta nedir ki? Cinayet değil de nedir ki?
Göz göre göre bizleri öldürdüler, öldürüyorlar.
Ve aramızda hala o dönemin hükümetini hürmetle ananlar var.
Kendime soruyorum, ülkenin Başbakanı nasıl böyle bir karar verebilir? Nasıl göz göre göre insanlarını ölüme gönderir. Bilmemesi mümkün değil. Kasıt muhakkak.
Bu durumda geriye yalnızca bir cevap geliyor.
Ancak başka bir ülkeye hizmet eden bir hain kendi halkını telef eder.
Katiller. Bir gün tarih sizi afişe edecek.
Kamunun alanlarından sökülüp atılacaksınız.
Kitaplarda "işte bu katiller gibi olmayın" diye anlatılacak çocuklarımıza.
Kenan Turhan
7 Ağustos 2019 Çarşamba
DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR: Çernobil'den sızan radyasyon Türkiye'yi vurdu mu?
Etiketler:
çay,
Çernobil,
fındık,
kanser,
Karadeniz,
Karadeniz Bölgesi,
katil,
radyasyon,
radyasyonlu çay
3 Ağustos 2019 Cumartesi
DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR: Doğal Pırlanta Daha Güzeldir.
Hep aklıma gelen bir soru vardı:
Şu pırlanta elmas tek taş yüzükler var ya, doğalı değil de sunnisini alsak ne olur diye?
Bu ürünleri satan kuyumcu arkadaşlar çok ilginç.
Onlara bir tek taş götürüp "Abi bunu satmak istiyoruz, kaç para eder?" diye sorunca hemen bir büyütecin altına koymaya çalışıyor.
"Dur abim, karatını ölç işte. Niye bakıyorsun?" şeklinde manipülatif soruyu çakınca, beklediğimiz cevap şıp diye çıkıyor dudaklarından:
"Sahtesi ile gerçeği başka türlü ayırt edilemez."
"Tabi bu hüner ister. Siz kaç yılın uzmanısınız " vb. gazı da verince iyice coşar.
"Bazı sahteler, o kadar inceliklidir ki, ancak bizim gibi usta gözler seçer" diye artık sıvama adımına geçen uzmanımıza gol atma zamanı gelmiştir:
"Yani parlaklık ve güzellik açısından aynı olan sunni tek taşları sıradan vatandaş anlayamaz. E o zaman biz niye 100-200 tl lik bir sunni tektaş yerine 15.000 tl veriyoruz".
Yüzüğü çıkarıp "bak markası Werpnskrijurigi mi diyeceğiz?" Ya da yüzükle beraber gerçekliğinin (doğallığının)
ispatı için hep çantamızda taşıdığımız sertifikasını mı göstereceğiz?
Bakın bir pırlanta sitesi nasıl reklam yapmış: komik ya vallahi çok komik.
"Pırlantaların en büyük özelliklerinden biri eşsiz, benzersiz oluşlarıdır. Yani birbirinin aynı olan hiçbir pırlanta yoktur. Gözle bakıldığında aynı gözükse dahi aslında hiçbir pırlanta birbirinin aynısı olmamaktadır. "
Başka bir sitede doğallığı anlamak için röntgen gerekir diyor.
Bir başkasında termal test.
Bak bu sertifikası, bu da röntgeni ablası. Ciğerlerindeki doğal çizikleri gördün mü, ay ne tatlı !!?
Değerli hanımlar, ben olsam eşlerinizden tek taş isterken bütün bunları gözetir ve sünnisinden alırdım.
Emin olun bir farkı yok. Saklamanıza da gerek yok: Doğal taş sahipleri ukalalık yaparsa siz de onların aklıyla alay edebilirsiniz. Hatta şöyle yapabilirsiniz: Hepiniz yüzükleri çıkartır sokaktan geçenlere hangisi doğal hangisi laboratuvar tahmin ettirebilirsiniz. Çok eğlenceli olacağı kesin, tabi az para veren için.
Şimdiye dek bunu bilmeden alanlar müstesna tabi.
Fakat başka bir konu daha var. Çok çok daha önemli bir konu. Filmi bile yapıldı. Bu elmasların hangi şartlarda üretildiği, nasıl bir kölelik düzeni olduğu vb. Bu arada bu piyasanın hangi devletin kontrolünde olduğunu isterseniz siz araştırın. Kafatasçı değiliz kuşkusuz ama apaçık terör saçan bu devletlerin ürünlerini boykotlamalıyız. Afganistan'da, Filistin'de, Irak'ta, Suriye'de insan katledenlerin ürünlerini almayalım.
Gönlümüz buna razı gelmesin?
Ve en bomba soruyu sona bıraktım: Ya Werpnskrijurigi firması, tek taşı gerçeğiyle birebir aynı simule edebiliyorsa. Biliyorsunuz gelişen teknolojiler DNA üzerinde bile değişiklik yapılmasına olanak sağlıyor. 2 tane karbon taşa doğal görünümlü 2 çatlak yerleştiremeyecek mi?
Elbette ki bununla ilgili delilim yok. Ama teknoloji bunu yapmaya haiz.
Özetle somon aldatmacasın da olduğu gibi tek taşta da sosyolojinin desteğini alarak (bütün gelinlerde var, sanatçılarda var vb.) oldukça başarılı oldular.
Kapitalizmin gücü inanılmaz. Bununla savaşmak için uyanık olmak yetmiyor, yüsek irade sahibi de olmak gerekiyor.
Kenan Turhan
Şu pırlanta elmas tek taş yüzükler var ya, doğalı değil de sunnisini alsak ne olur diye?
Bu ürünleri satan kuyumcu arkadaşlar çok ilginç.
Onlara bir tek taş götürüp "Abi bunu satmak istiyoruz, kaç para eder?" diye sorunca hemen bir büyütecin altına koymaya çalışıyor.
"Dur abim, karatını ölç işte. Niye bakıyorsun?" şeklinde manipülatif soruyu çakınca, beklediğimiz cevap şıp diye çıkıyor dudaklarından:
"Sahtesi ile gerçeği başka türlü ayırt edilemez."
"Tabi bu hüner ister. Siz kaç yılın uzmanısınız " vb. gazı da verince iyice coşar.
"Bazı sahteler, o kadar inceliklidir ki, ancak bizim gibi usta gözler seçer" diye artık sıvama adımına geçen uzmanımıza gol atma zamanı gelmiştir:
"Yani parlaklık ve güzellik açısından aynı olan sunni tek taşları sıradan vatandaş anlayamaz. E o zaman biz niye 100-200 tl lik bir sunni tektaş yerine 15.000 tl veriyoruz".
Yüzüğü çıkarıp "bak markası Werpnskrijurigi mi diyeceğiz?" Ya da yüzükle beraber gerçekliğinin (doğallığının)
ispatı için hep çantamızda taşıdığımız sertifikasını mı göstereceğiz?
Bakın bir pırlanta sitesi nasıl reklam yapmış: komik ya vallahi çok komik.
"Pırlantaların en büyük özelliklerinden biri eşsiz, benzersiz oluşlarıdır. Yani birbirinin aynı olan hiçbir pırlanta yoktur. Gözle bakıldığında aynı gözükse dahi aslında hiçbir pırlanta birbirinin aynısı olmamaktadır. "
Başka bir sitede doğallığı anlamak için röntgen gerekir diyor.
Bir başkasında termal test.
Bak bu sertifikası, bu da röntgeni ablası. Ciğerlerindeki doğal çizikleri gördün mü, ay ne tatlı !!?
Değerli hanımlar, ben olsam eşlerinizden tek taş isterken bütün bunları gözetir ve sünnisinden alırdım.
Emin olun bir farkı yok. Saklamanıza da gerek yok: Doğal taş sahipleri ukalalık yaparsa siz de onların aklıyla alay edebilirsiniz. Hatta şöyle yapabilirsiniz: Hepiniz yüzükleri çıkartır sokaktan geçenlere hangisi doğal hangisi laboratuvar tahmin ettirebilirsiniz. Çok eğlenceli olacağı kesin, tabi az para veren için.
Şimdiye dek bunu bilmeden alanlar müstesna tabi.
Fakat başka bir konu daha var. Çok çok daha önemli bir konu. Filmi bile yapıldı. Bu elmasların hangi şartlarda üretildiği, nasıl bir kölelik düzeni olduğu vb. Bu arada bu piyasanın hangi devletin kontrolünde olduğunu isterseniz siz araştırın. Kafatasçı değiliz kuşkusuz ama apaçık terör saçan bu devletlerin ürünlerini boykotlamalıyız. Afganistan'da, Filistin'de, Irak'ta, Suriye'de insan katledenlerin ürünlerini almayalım.
Gönlümüz buna razı gelmesin?
Ve en bomba soruyu sona bıraktım: Ya Werpnskrijurigi firması, tek taşı gerçeğiyle birebir aynı simule edebiliyorsa. Biliyorsunuz gelişen teknolojiler DNA üzerinde bile değişiklik yapılmasına olanak sağlıyor. 2 tane karbon taşa doğal görünümlü 2 çatlak yerleştiremeyecek mi?
Elbette ki bununla ilgili delilim yok. Ama teknoloji bunu yapmaya haiz.
Özetle somon aldatmacasın da olduğu gibi tek taşta da sosyolojinin desteğini alarak (bütün gelinlerde var, sanatçılarda var vb.) oldukça başarılı oldular.
Kapitalizmin gücü inanılmaz. Bununla savaşmak için uyanık olmak yetmiyor, yüsek irade sahibi de olmak gerekiyor.
Kenan Turhan
Etiketler:
elmas,
gelin,
kapitalizm,
manipülasyon,
pırlanta,
sahte yüzük,
Tek taş
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)