25 Temmuz 2019 Perşembe

TARIM: Fındığın hikayesi - Fiskobirlik


Küçükken babamla beraber Fiskobirlik'e çok gittim. Bakın hangi hatıralar kalmış geriye?

Yaklaşık 2 aylık eziyetli çalışmanın sonunda nihayet fındığımızı köyde çuvallayıp, bir traktöre atar ve ilçe merkezine getirirdik.

Genelde öyledir zaten. Çoğu insan kasabalarda oturur, fındık zamanı köylere kaçar. Biz de öyleydik. Dayımla ortak bir bakkalımız vardı ve yaz gelince sırayla fındık bahçesine gidilirdi. Hatta en şaşalı dönemde bakkalı kapatırdık bile.

Gelen fındıklar bakkalın ardiyesine özenle yerleştirilirdi.

Sonra başlardı Fiskobirlik hikayesi.

Öncelikle sıra alınırdı. Sıra Allah Kerim. Belki yarın, belki 2 ay sonra. Bazen bir tanıdık bulunup araya girmeye çalışılınırdı ama bulunamazdı.

Bu arada her sene rutin yapılan konuşmalar yapılırdı:

"Bakalım randıman kaç çıkacak"
"Bizim köyün fındığı 52 gelir, Bizde çok koruk var, bizimki çürüdü ..."

Randıman: Çiftçimizin belalısı kelime. Rastgele çuvallardan bir boru aracılığıyla rastgele seçilen 1 kg fındık kırılır, içerisindeki sağlam içler tartılır. Çürükler tane olarak sayılır. Diyelim sağlam iç 510 gram geldi ama 2 tane de çürük var, önce 51 randıman yazılıp 2 çıkartılır. Randıman 49 denir.

"Abi böyle şans olmaz. Vallahi çürük yok bu kadar. Bir daha yap" dersin. Yapmazlar. 49 randımanın fiyatı düşüktür. Biraz zorlarsan seni çıkartırlar sıradan. Fındığı satacak başka bir yer yoktur. O zamanlarda da çok az tüccar vardı ama Fiskobirlik 3 lira veriyorsa, tüccar 2 lira veriyordu. Öyle büyük bir fark vardı. Tüccarlar güvenilir değildi. Nakit veren yoktu. 1 hafta sonra paranı alırsın deyip kaçan çoktu. Bu durumda mecburen keser sesini, Fiskobirlik’in tozlu meydanlarında kös kös  otururdun.

   

Başka bir rutin de para üzerinedir:

"Bu sene erken ödeyeceklermiş. 6 ayda verirler mi ki?"

Bir klasiktir. Fiskobirlik’e Eylül'de verdiğiniz fındığın parasını ancak diğer yılın Mart'ından itibaren alabilirdiniz.

Daha da başka bir klasik:

"Bu sene 3 ton fındık götüreceğim, bakalım ne kadarı çalınacak?"

Hırsızlık en büyük dertlerden biriydi. Eskiden büyük telis çuvallara koyardık fındıkları. 80 kg gelirdi bir çuval kabuklu fındık. Ama nasıl oluyorsa Fiskobirlik tartılarında çuvallar 76-77 kg gelirdi. Her çuvaldan 2-3 kg çalarlardı.

Ses çıkarırsan yandın. Şikayet ettin yandın.

Çünkü seni bir bahaneyle fisko'dan atarlarsa ve bir daha asla satış yapamazdın.

Bu durumda mecburen keser sesini, Fiskobirlik’in tozlu meydanlarında kös kös  otururdun.

Göz göre göre fındığından %3-5 arası çalarlar. Fındığının temel bakım ihtiyaçlarını karşılayacak kadar büyük bir miktardır çalınan para. İlacını, gübreni karşılayacak bir miktardır çalınan para. Sen her sabah 5-6'da kalkar, akşam 9'lara kadar çalışır, yırtınırsın. Bir şerefsiz senden güle oynaya alın terini çalar. Çaresizsindir.

Duyar gibiyim, "seçim var, seçimle baştakini indir". Öyle olmuyor o işler. Öncelikle seçime girenler hep aynı karakterlerdir. Zaten mevzuattaki açıkları iyi bilirler. İyi kadrolaşmışlardır. Bu baronlar seçim kaybetmez. Baktı ki kaybedecekler, seçimi öteletirler. Tabi zavallı köylü 2 kere nasıl gelsin seçime. Gelemez. Ötelenmiş seçimde yine onlar kazanır. Onlar dediğim, diğer taraf da aslında başka bir barondur. Ortadaki pastadan faydalanmak isteyen başka bir grup.

Hasbelkader ola ki dürüst bir adam başa geldi. Durdurmazlar. 

Düzen öyle bir düzendir ki ya o da komisyon almaya alışır ya da çaresizce gider.

Bugün (19 Temmuz 2019) Aydınlıkta bir haber gördüm. Fındık çiftçisi kan ağlıyor, çözüm Fiskobirlik’te diye.

O zaman bir bir aklıma geldi bu hatıralar. 

Uzaktan terane kolay. İşin içine girmek zor.

Aydınlıkta bunu yazan arkadaşım anlamıyor konuyu.

Konu Fiskobirlik veya TMO konusu değil. Konu temel değerler konusu.
Siz hangi kurumu kurarsanız kurun, hangi değişikliği yaparsanız yapın, hangi adamı getirirseniz getirin sonuç değişmiyor.

Çünkü toplumun temel ahlak değerleri yerlerde sürünüyor.

Çünkü bugün fındığı çalınan, yarın aynı makama kendisi erişince o da çalıyor.

Çünkü fındığım çalındı diye şikayet eden az: Şikayet edeni de tehdit ediyorlar. Adalet geç ya da yok. Çünkü sizi korumakla yükümlü kolluk güçleri de komisyonlarını alıyor. Almayanları tenzih ediyoruz. Ellerinden öpüyorum. Yanlış anlaşılmasın bence dürüst insan sayısı, bu rüşvetçi ve komisyonculardan kat kat daha fazla ama bir türlü onlardan otoriteyi alamıyorlar, alamıyoruz.

Fiskobirlik de farklı değildi. Çocukluğum boyunca hiç bir şey değişmedi. Hiç kimse değiştiremedi.

Böyle olunca sürekli devlete muhtaç bir tarım birliği, içi boşaltılmış bir tarım birliği ortaya çıktı. Başkanları zengin bir hayat süren ama çiftçisine 6 ay sonra para veren bir birlik oldu Fiskobirlik.


Sonra da mevcut hükümet geldi ve artık size destek yok dedi.

TMO dedi.

Bir şey değişti mi? Değişmedi? Baronlar yer değiştirdi.

Tek güzel şey: Tüccarlar çocukluğumdaki kadar gaddar değil.

TMO 17 lira veriyorsa onlar da 14-16 lira veriyor. Hem de nakit veriyor.

TMO belki 2 ay belki 6 ayda veriyor parayı.

Çözüm ne?

Gerçek çözüm toplumsal değerlerimizi yeniden oluşturmakta. Çiftçisiyle, memuruyla, kolluk güçleriyle hepimizin birbirimizin haklarına riayet etmesinde.

Hepimizin en küçük haksızlıkta hakkımızı aramamızda.

Hepimizin komisyondan, rüşvetten, hemşericilikten uzak durmasında.

Hepimizin özgür, aydınlık dimağlar yetiştirmemizde (Fikri hür, vicdanı hür).

Ondan sonra kurumun adının önemi kalmaz; Fisko da olur, TMO da.

Yine de tekrarlıyorum. Benim insanım masumdur, temizdir, yardımseverdir, akıllıdır. Hem de çoğunlukla. Ama maalesef az bir grup bu güzel duyguları hunharca sömürüyor.

Bize lazım olan sadece bir ışık. Güzel bir lider. Ama sistem iyi bir liderin çıkmasına da izin vermiyor.

O yüzden ışığı kendimiz yaratmamız lazım. Bunun için de bu komisyoncu, rüşvetçi şerefsizlere prim vermemeliyiz.

Başka da bir çözüm yok.

Kenan Turhan




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder