Küçükken babamla beraber Fiskobirlik'e
çok gittim. Bakın hangi hatıralar kalmış geriye?
Yaklaşık
2 aylık eziyetli çalışmanın sonunda nihayet fındığımızı köyde çuvallayıp, bir
traktöre atar ve ilçe merkezine getirirdik.
Genelde
öyledir zaten. Çoğu insan kasabalarda oturur, fındık zamanı köylere kaçar. Biz de
öyleydik. Dayımla ortak bir bakkalımız vardı ve yaz gelince sırayla fındık bahçesine
gidilirdi. Hatta en şaşalı dönemde bakkalı kapatırdık bile.
Gelen
fındıklar bakkalın ardiyesine özenle yerleştirilirdi.
Sonra
başlardı Fiskobirlik hikayesi.
Öncelikle sıra alınırdı. Sıra Allah Kerim. Belki yarın, belki 2 ay sonra. Bazen bir
tanıdık bulunup araya girmeye çalışılınırdı ama bulunamazdı.
Bu
arada her sene rutin yapılan konuşmalar yapılırdı:
"Bakalım
randıman kaç çıkacak"
"Bizim
köyün fındığı 52 gelir, Bizde çok koruk var, bizimki çürüdü ..."
Randıman:
Çiftçimizin belalısı kelime. Rastgele çuvallardan bir boru aracılığıyla
rastgele seçilen 1 kg fındık kırılır, içerisindeki sağlam içler tartılır.
Çürükler tane olarak sayılır. Diyelim sağlam iç 510 gram geldi ama 2 tane de
çürük var, önce 51 randıman yazılıp 2 çıkartılır. Randıman 49 denir.
"Abi
böyle şans olmaz. Vallahi çürük yok bu kadar. Bir daha yap" dersin. Yapmazlar.
49 randımanın fiyatı düşüktür. Biraz zorlarsan seni çıkartırlar sıradan.
Fındığı satacak başka bir yer yoktur. O zamanlarda da çok az tüccar vardı ama
Fiskobirlik 3 lira veriyorsa, tüccar 2 lira veriyordu. Öyle büyük bir fark
vardı. Tüccarlar güvenilir değildi. Nakit veren yoktu. 1 hafta sonra paranı
alırsın deyip kaçan çoktu. Bu durumda mecburen keser sesini, Fiskobirlik’in
tozlu meydanlarında kös kös otururdun.
Başka
bir rutin de para üzerinedir:
"Bu
sene erken ödeyeceklermiş. 6 ayda verirler mi ki?"
Bir
klasiktir. Fiskobirlik’e Eylül'de verdiğiniz fındığın parasını ancak diğer
yılın Mart'ından itibaren alabilirdiniz.
Daha
da başka bir klasik:
"Bu
sene 3 ton fındık götüreceğim, bakalım ne kadarı çalınacak?"
Hırsızlık
en büyük dertlerden biriydi. Eskiden büyük telis çuvallara koyardık fındıkları.
80 kg gelirdi bir çuval kabuklu fındık. Ama nasıl oluyorsa Fiskobirlik
tartılarında çuvallar 76-77 kg gelirdi. Her çuvaldan 2-3 kg çalarlardı.
Ses
çıkarırsan yandın. Şikayet ettin yandın.
Çünkü
seni bir bahaneyle fisko'dan atarlarsa ve bir daha asla satış yapamazdın.
Bu
durumda mecburen keser sesini, Fiskobirlik’in tozlu meydanlarında kös kös
otururdun.
Göz
göre göre fındığından %3-5 arası çalarlar. Fındığının temel bakım ihtiyaçlarını karşılayacak kadar büyük bir miktardır çalınan para. İlacını, gübreni karşılayacak bir miktardır çalınan para. Sen her sabah 5-6'da kalkar, akşam 9'lara kadar çalışır, yırtınırsın. Bir şerefsiz senden güle oynaya alın terini
çalar. Çaresizsindir.
Duyar
gibiyim, "seçim var, seçimle baştakini indir". Öyle olmuyor o işler. Öncelikle
seçime girenler hep aynı karakterlerdir. Zaten mevzuattaki açıkları iyi
bilirler. İyi kadrolaşmışlardır. Bu baronlar seçim kaybetmez. Baktı ki
kaybedecekler, seçimi öteletirler. Tabi zavallı köylü 2 kere nasıl
gelsin seçime. Gelemez. Ötelenmiş seçimde yine onlar kazanır. Onlar dediğim, diğer taraf da aslında başka bir barondur. Ortadaki pastadan faydalanmak
isteyen başka bir grup.
Hasbelkader
ola ki dürüst bir adam başa geldi. Durdurmazlar.
Düzen
öyle bir düzendir ki ya o da komisyon almaya alışır ya da çaresizce gider.
Bugün
(19 Temmuz 2019) Aydınlıkta bir haber gördüm. Fındık çiftçisi kan ağlıyor, çözüm Fiskobirlik’te
diye.
O
zaman bir bir aklıma geldi bu hatıralar.
Uzaktan
terane kolay. İşin içine girmek zor.
Aydınlıkta
bunu yazan arkadaşım anlamıyor konuyu.
Konu
Fiskobirlik veya TMO konusu değil. Konu temel değerler konusu.
Siz
hangi kurumu kurarsanız kurun, hangi değişikliği yaparsanız yapın, hangi adamı
getirirseniz getirin sonuç değişmiyor.
Çünkü
toplumun temel ahlak değerleri yerlerde sürünüyor.
Çünkü
bugün fındığı çalınan, yarın aynı makama kendisi erişince o da çalıyor.
Çünkü
fındığım çalındı diye şikayet eden az: Şikayet edeni de tehdit ediyorlar.
Adalet geç ya da yok. Çünkü sizi korumakla yükümlü kolluk güçleri de
komisyonlarını alıyor. Almayanları tenzih ediyoruz. Ellerinden öpüyorum. Yanlış
anlaşılmasın bence dürüst insan sayısı, bu rüşvetçi ve komisyonculardan kat kat
daha fazla ama bir türlü onlardan otoriteyi alamıyorlar, alamıyoruz.
Fiskobirlik
de farklı değildi. Çocukluğum boyunca hiç bir şey değişmedi. Hiç kimse
değiştiremedi.
Böyle
olunca sürekli devlete muhtaç bir tarım birliği, içi boşaltılmış bir tarım
birliği ortaya çıktı. Başkanları zengin bir hayat süren ama çiftçisine 6 ay
sonra para veren bir birlik oldu Fiskobirlik.
Sonra
da mevcut hükümet geldi ve artık size destek yok dedi.
TMO
dedi.
Bir
şey değişti mi? Değişmedi? Baronlar yer değiştirdi.
TMO
17 lira veriyorsa onlar da 14-16 lira veriyor. Hem de nakit veriyor.
TMO
belki 2 ay belki 6 ayda veriyor parayı.
Çözüm
ne?
Gerçek
çözüm toplumsal değerlerimizi yeniden oluşturmakta. Çiftçisiyle, memuruyla,
kolluk güçleriyle hepimizin birbirimizin haklarına riayet etmesinde.
Hepimizin
en küçük haksızlıkta hakkımızı aramamızda.
Hepimizin
komisyondan, rüşvetten, hemşericilikten uzak durmasında.
Hepimizin
özgür, aydınlık dimağlar yetiştirmemizde (Fikri hür, vicdanı hür).
Ondan
sonra kurumun adının önemi kalmaz; Fisko da olur, TMO da.
Yine
de tekrarlıyorum. Benim insanım masumdur, temizdir, yardımseverdir, akıllıdır.
Hem de çoğunlukla. Ama maalesef az bir grup bu güzel duyguları hunharca
sömürüyor.
Bize
lazım olan sadece bir ışık. Güzel bir lider. Ama sistem iyi bir liderin
çıkmasına da izin vermiyor.
O
yüzden ışığı kendimiz yaratmamız lazım. Bunun için de bu komisyoncu, rüşvetçi
şerefsizlere prim vermemeliyiz.
Başka
da bir çözüm yok.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder